Merhaba! Ruy sayfasına hoş geldiniz. Bugün gündemimizde “Bir şeye nasıl odaklanılır” var.
Bir şeye nasıl odaklanılır? Kayseri’de bir akşamın içinde kaybolan düşünceler
Kayseri’de akşamlar bazen fazla sessiz oluyor. O sessizlik iyi mi kötü mü, hâlâ karar veremiyorum. Pencerenin kenarına oturduğumda dışarıdan gelen rüzgârın sesi bile insanın içini daha fazla duyulur hale getiriyor. O gün defterimi açmıştım. Yazmak için değil aslında… kaçmak için.
Çünkü aklımda tek bir soru dönüyordu: Bir şeye nasıl odaklanılır?
Bunu kendime sorduğumda içimde bir sıkışma hissediyorum. Sanki herkes bir şeylere yetişiyor, herkes bir şeye tutunmuş ama ben sürekli elimden kayıp giden düşünceleri yakalamaya çalışıyorum.
O gün de öyleydi.
Dağınık bir zihinle başlayan gün
Sabah uyandığımda ilk hissettiğim şey yorgunluktu. Uyumamış gibi değil, sanki hiç dinlenmemiş gibi. Telefon elimdeydi, ekran açık ama bakmıyordum bile. Bir şeyleri kontrol ediyordum ama neyi kontrol ettiğimi bilmiyordum.
Kendime şunu söyledim:
“Bugün bir şeye odaklanacağım.”
Ama bunu söylememle gerçekleşmesi arasında dağlar kadar fark varmış, o gün bunu çok net anladım.
Kahvemi yaptım. Masaya oturdum. Bir işim vardı, önemliydi. Bitirmem gerekiyordu. Ama tam o anda zihnim başka yerlere kaymaya başladı. Bir mesaj, sonra geçmişten bir anı, sonra anlamsız bir endişe…
Ve içimden o soru tekrar yükseldi:
Bir şeye nasıl odaklanılır?
İlk deneme: Zorla sessizlik
O gün ilk denememi yaptım. Her şeyi kapattım. Telefonu başka odaya bıraktım. Pencereyi kapattım. Masamı temizledim.
“Şimdi olacak” dedim kendi kendime.
Ama olmadı.
Çünkü mesele dış dünya değilmiş, bunu o an anladım. İçerisi daha gürültülüydü. Zihnimde bir kalabalık vardı. Konuşan insanlar gibi düşünceler. Her biri farklı bir yere çekiyordu beni.
Bir yandan iş, bir yandan geleceğim, bir yandan geçmişte söylediğim bir cümle… Hepsi aynı anda konuşuyordu.
Sinirlendim.
Gerçekten sinirlendim.
Çünkü çabalıyordum ama olmuyordu.
Ve o an fark ettim: Odaklanamamak sadece dikkat dağınıklığı değil, aynı zamanda bir hayal kırıklığıydı.
Bir şeye nasıl odaklanılır? Kaybolan dikkatle yüzleşmek
Öğleden sonra dışarı çıktım. Kayseri’nin sokakları o saatlerde biraz yavaş olur. İnsanlar acele etmez gibi görünür ama herkes bir yere yetişir aslında.
Yürürken kulaklığımı taktım ama müzik dinlemedim. Sadece sesleri bastırmak için.
Kafamın içi hâlâ doluydu.
O an kendime dürüst oldum. Dedim ki:
“Ben gerçekten hiçbir şeye uzun süre tutunamıyorum.”
Bu cümleyi kabul etmek zor oldu.
Ama belki de başlangıç buydu.
Çünkü Bir şeye nasıl odaklanılır? sorusu bazen teknik bir şey değil, bir yüzleşme oluyor.
Küçük bir an: Çay ocağında fark ettiğim şey
Bir çay ocağına oturdum. Küçük bir masa, plastik sandalye… Her şey sıradandı ama o an bana garip şekilde iyi geldi.
Çay geldi. Sıcak. Dumanı yükseliyor.
Sadece çaya baktım.
Belki 10 saniye, belki 1 dakika.
Ve ilk kez şunu fark ettim: Bir şeye gerçekten bakmak bile odaklanmanın bir parçasıydı.
O an içimden bir rahatlama geldi. Küçük ama gerçek bir rahatlama.
“Demek ki tamamen kaybolmadım” dedim içimden.
Odaklanmanın ilk kırılması
Çayı içtikten sonra bir süre hiçbir şey yapmadım. Sadece oturdum.
Telefon yok, düşünce kovalamaca yok, plan yok.
Ve garip bir şey oldu: Zihnim yavaşlamaya başladı.
Bu bana şunu düşündürdü:
Belki de Bir şeye nasıl odaklanılır? sorusunun cevabı, önce hiçbir şeye odaklanmamayı öğrenmekti.
Bu fikir ilk başta anlamsız geldi ama sonra içime oturdu.
Bir şeye nasıl odaklanılır? Geceyle gelen farkındalık
Akşam eve döndüğümde hava kararmıştı. Kayseri’nin gece hali başka bir şey. Sokak lambaları, hafif rüzgâr, uzaktan gelen araba sesleri…
Masama tekrar oturdum.
Bu sefer farklı bir şey yapmaya karar verdim.
Kendime hedef koymadım. “Bitireceğim” demedim. “Yapmalıyım” demedim.
Sadece başladım.
Bir kelime yazdım.
Sonra bir kelime daha.
Ve sonra durdum.
Çünkü zihnim yine kaçmak istedi.
Ama bu sefer ona kızmadım.
Sadece izledim.
Zihnin geri dönüşleri
Daha Fazlası İçin: İbrahim Saraçoğlu karabaş otu çayı nasıl yapılır ?
Düşünceler geliyor, gidiyor.
Bir an geleceği düşünüyorum. Bir an geçmişi. Bir an anlamsız bir korkuyu.
Ama her seferinde tekrar yazıya dönmeye çalışıyorum.
Bu bir savaş değilmiş aslında.
Bu bir geri dönme haliymiş.
Ve bunu fark ettiğimde içimde küçük bir umut oluştu.
İlk gerçek odak anı
O gece bir an oldu.
Ne uzun sürdü ne de mükemmeldi.
Ama birkaç dakika boyunca sadece yazdığım şeye bağlı kaldım.
Dış dünya yoktu.
Sadece ben ve kelimeler vardı.
İşte o an içimden şu geçti:
“Demek buymuş.”
Bir şeye nasıl odaklanılır? sorusunun cevabı belki de mükemmel bir sessizlik değil, tekrar tekrar geri dönebilmektir.
Bir şeye nasıl odaklanılır? Kendimle kurduğum yeni ilişki
Sonraki günlerde kendimi gözlemlemeye başladım. Çok sert değil, daha yumuşak bir şekilde.
Ne zaman dağılıyorum?
Neden kaçıyorum?
Hangi düşünce beni bölüyor?
Bunları yazdım.
Çünkü günlük tutmak benim için sadece yazmak değil, kendimi anlamaya çalışmak.
Ve fark ettim ki odaklanamamak bazen bir tembellik değil, bazen bir yorgunlukmuş.
Bazen de fazla düşünmekmiş.
Kendime söylediğim cümle değişti
Önceden şöyle diyordum:
“Odaklanmalıyım.”
Şimdi ise şunu diyorum:
“Geri dönebilirim.”
Bu küçük değişim bile içimde bir şeyi yumuşattı.
Bir şeye nasıl odaklanılır? Kayseri’de öğrendiğim en basit gerçek
Bir hafta sonra yine aynı çay ocağına gittim. Aynı masa, aynı sandalye.
Ama ben aynı değildim.
Daha sakin değildim aslında. Sadece kendime daha az kızıyordum.
Çayımı içtim.
Telefonu yine cebimdeydi ama ona sürekli bakmadım.
Bir süre sadece etrafı izledim.
Ve düşündüm:
Belki de odaklanmak bir “durum” değil, bir “alışkanlık”.
Geleceğe dair küçük bir umut
Kendi kendime şunu sordum:
“Ya bunu öğrenebilirsem?”
“Ya her gün biraz daha iyi olabilirsem?”
Cevap yoktu.
Ama artık cevap aramak bile beni korkutmuyordu.
Çünkü Bir şeye nasıl odaklanılır? sorusu artık bende bir baskı değil, bir yolculuk hissi yaratıyordu.
Değerli Ruy okurları, “Bir şeye nasıl odaklanılır” hakkındaki bu içeriğimizin sonuna ulaştınız. Umarız faydalı olmuştur!
Son düşünce: Geri dönebilmek
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum:
Odaklanmak mükemmel olmak değil.
Odaklanmak hiç dağılmamak değil.
Odaklanmak, dağıldığını fark ettiğin anda geri dönebilmektir.
Ben hâlâ dağılıyorum.
Hâlâ kaçıyorum.
Hâlâ zihnim bazen beni yarı yolda bırakıyor.
Ama artık bunun içinde kaybolmuyorum.
Sadece tekrar oturuyorum.
Yazıyorum.
Ve yeniden başlıyorum.