Osmangazi Köprüsü Kime Satıldı? Geçmişten Geleceğe Bir Bakış
İstanbul’da yaşayan biri olarak, zaman zaman Osmangazi Köprüsü’nü geçerken hep şu düşünceye kapılıyorum: “Bu köprü kime ait?” Hepimizin kullandığı ama sahipliğini neredeyse hiç sorgulamadığımız bu devasa altyapı yatırımı, aslında Türkiye’nin büyük bir finansal anlaşmasından çıktı. Ama Osmangazi Köprüsü’nün satışı, sadece bir köprü değil, çok daha büyük bir hikayenin parçası. O yüzden, bu köprünün kimlere satıldığını, nasıl bu kadar büyük bir projeye dönüştüğünü ve gelecekte bizim, sıradan insanların hayatını nasıl etkileyebileceğini derinlemesine incelemeye karar verdim.
Osmangazi Köprüsü: Bir Proje, Bir İhtiyaç
Osmangazi Köprüsü, 2016 yılında tamamlanan ve İstanbul ile İzmir arasındaki ulaşımı büyük ölçüde hızlandıran önemli bir altyapı projesi. Hangi açıdan bakarsanız bakın, gerçekten de büyük bir yatırım. İstanbul’dan İzmir’e giden bir insan için, köprü sayesinde zaman kazanmak devasa bir fark yaratabiliyor. Ama işin içinde sadece pratik bir kullanım değil, aynı zamanda finansal ve politik bir boyut da var. Peki, Osmangazi Köprüsü’nün hikayesi nerede başlıyor?
Bu köprü, aslında devlet tarafından “Yap-İşlet-Devret” modeliyle inşa edildi. Yani, devlet, köprüyü inşa etti ancak işletme hakkı özel bir şirkete verildi. Kimse bu tür devasa projelerin aslında ne kadar pahalı ve karmaşık olduğunu sorgulamazken, “Osmangazi Köprüsü kime satıldı?” sorusu önemli bir dönüm noktasına işaret ediyor.
Osmangazi Köprüsü’nün Satış Süreci
Osmangazi Köprüsü’nün sahibi, aslında köprünün inşası ve işletilmesi için anlaşmaya varılan özel bir konsorsiyumdu. Bu konsorsiyumda, büyük bir finansal yapıya sahip olan bazı Türk ve yabancı şirketler bulunuyordu. Köprü, belirli bir süre boyunca bu konsorsiyum tarafından işletildi ve devlet, projenin bitiminde büyük bir ödeme yükümlülüğü altına girmemek için köprünün satışına karar verdi. O zaman aklıma gelen ilk şey, “Peki, bu satış kimleri mutlu eder?” oldu. Devletin borç yükünü azaltmak adına yapılan bu satış, aslında bazı büyük şirketlerin elinde devasa bir gelir kaynağı haline geldi.
Hangi şirketler mi? Osmangazi Köprüsü, 2018 yılında “Osmangazi Köprüsü İşletmesi” adı altında, bir konsorsiyumun kontrolüne geçti. Bu konsorsiyumun başında, ünlü bir Türk inşaat şirketi olan Yüksel İnşaat ve yabancı ortaklar yer alıyordu. Bu şirket, köprüyü işletme hakkını aldıktan sonra, köprüden elde edilen gelir üzerinden kar etmeye başladı. Evet, köprüyü kullanmak için ödeme yapıyoruz ama bu gelirlerin büyük bir kısmı aslında özel bir şirkete gidiyor. Köprüyü devlet yaptı ama, bu işten para kazananlar başkaları…
Köprüden Sonra: Bizim İçin Ne Değişecek?
Köprünün satışından sonra işler değişmeye başlıyor. Bunu düşündükçe, günlük hayatımda karşılaştığım birçok olayı hatırlıyorum. Bir iş arkadaşım, İzmir’den İstanbul’a gelirken köprüyü geçmek zorunda kalıyordu ve her geçişte köprüye ödediği ücretin arttığını söylüyordu. Geçiş ücretinin arttığı bir dönemde yaşıyoruz ve bu durum, gelir düzeyi düşük olan bir insan için ciddi bir yük haline gelebilir. “Osmangazi Köprüsü kime satıldı?” sorusunun cevabı, aslında bizim cebimizden çıkan paralarla doğrudan ilişkili. Kimi zaman “Bu köprü, gerçekten kimin cebine para kazandırıyor?” diye düşünmeden edemiyorum.
Osmangazi Köprüsü’nün özelleştirilmesi, aslında çok daha geniş bir ekonominin parçası. Bu tür büyük projeler, yalnızca köprüyü değil, şehirleşmeyi, ulaşımı ve toplumsal eşitsizliği de etkiliyor. Örneğin, köprüyü kullanma zorunluluğu, ulaşım maliyetlerini arttırırken, alternatif yolları tercih etmek de insanları birbirinden uzaklaştırabiliyor. Bu durum, büyük şehirlerde yaşayan insanlar için daha fazla stres ve sıkıntı anlamına geliyor. Gözlemlerime göre, şehir dışından gelen insanlar, köprüye ödeme yapmak zorunda kaldıkça, İstanbul’un kalabalıklaşması bir anlamda daha da artıyor.
Geleceğe Dair Kaygılar ve Umutlar
Her zaman kendime soruyorum: “Osmangazi Köprüsü, bu kadar pahalıya mal olduysa, bu gelecekte neye mal olacak?” Giderek artan özel sektör yatırımları, devletin borç yükünü hafifletiyor olabilir ama vatandaş olarak benim üzerimdeki yükü hafifletiyor mu? Bazen gerçekten çok kaygı duyuyorum. Çünkü bu tür projeler sadece bizim cebimizden çıkan parayla değil, sosyal adaletle de ilgili. Yani, bu köprülerin satışından kim ne kadar fayda sağlıyor? Gelecekte bu tür devasa projelerin daha fazla özelleştirilmesi, daha çok şirketin elinde toplanması ve halkın bu işin içine daha az katılması, toplumsal eşitsizliği artırabilir mi? Bunlar, bence üzerinde düşünülmesi gereken sorular.
Bir yandan da şunu düşünüyorum: Belki de bu projelerin büyümesi, daha iyi bir altyapı, daha hızlı ulaşım ve şehirleşme anlamına gelebilir. Yeni yatırımlar, teknolojinin gelişmesi, şehirlere olan talebin artması… Bunlar güzel şeyler olabilir. Ama bir taraftan, toplumsal eşitsizliğin arttığı, köprülere daha fazla ücret ödendiği bir sistemde nasıl daha iyi bir yaşam süreceğiz? Ne kadar uzun süre, bu tür projeler için daha fazla yük taşıyacağız?
Osmangazi Köprüsü’nün Satışı ve Gelecek Nesiller
Bazen bu sorularla kalakalıyorum. Gelecek nesiller, Osmangazi Köprüsü’nün sahibi kimdi diye sorsalar, ben de onlara şöyle anlatırım: “Bu köprü devletin yapması gereken bir şeydi ama özel sektöre devredildi.” Gelecekte daha büyük projelerle karşı karşıya kalacağız. Belki de benzer projeler, daha az devlet müdahalesiyle yapılacak ve buna bağlı olarak, toplum daha fazla özel sektöre bağımlı hale gelecek. Bu, belki de daha “verimli” bir sistem olabilir ama gerçekten toplumsal adalet, eşitlik ve daha iyi bir yaşam için ne kadar adil olacak?
Sonuç olarak, Osmangazi Köprüsü’nün kime satıldığı sorusu, aslında çok daha derin bir meseleyi gündeme getiriyor. Bu satış, sadece bir köprüden ibaret değil; ekonomik yapının, toplumsal yapının ve devletin özel sektöre olan bağımlılığının bir simgesi. Gelecekte, bu tür projeler daha da büyüyebilir, ama belki de toplumsal adalet ve eşitlik adına daha fazla düşünmek zorundayız.