Kazakların neyi meşhur? diye sorunca akla gelenler ve İzmirli bir gencin zihninde kopan küçük kıyamet
Sabah kahvemi almışım, İzmir’de balkonumdayım. Karşı komşu yine “günaydın” derken bile sanki hayatı sorgulatacak bir ton yakalamış. Tam o sırada telefonda bir mesaj: “Kazakların neyi meşhur?”
İşte o an… beynimde bir şeyler tık diye açıldı ama aynı anda 27 farklı sekme de çöktü. Kazakistan mı? Kazak mı? Hani dolapta kışın giydiğimiz kazak mı? Yoksa o meşhur bozkırda at üstünde yaşayan insanlar mı?
Kendi kendime söylendim:
— “Tamam kardeşim, sakin ol. Google değilsin ama insan beyni de az değil.”
Ama kabul edelim, “Kazakların neyi meşhur?” sorusu dışarıdan bakınca basit, içeriden bakınca küçük bir kültür labirenti.
Kazakların neyi meşhur? sorusunun arkasındaki devasa bozkır gerçekliği
Kazakistan deyince çoğu kişinin zihninde iki görüntü belirir: uçsuz bucaksız bozkır ve at üstünde rüzgârla yarışan insanlar. Benim zihnimde ise biraz daha farklı bir sahne var: İzmir sıcağında klima bozulmuş, ben ter içinde “bozkır serin midir acaba?” diye düşünürken…
Kazak kültürü aslında tam olarak “az şeyle çok şey anlatma sanatı” gibi. Yani gösterişten çok anlam, hızdan çok kök.
Bir arkadaşım vardı, “Kazakların neyi meşhur?” diye sorduğumda hiç düşünmeden dedi ki:
— “Abi at.”
Bitti. Nokta. Sanki hayat bir ansiklopedi maddesiymiş gibi.
Ama iş o kadar basit değil. Gel birlikte o bozkıra dalalım.
Kazak mutfağı: Et, hamur ve ‘ben doyuyorum sen de ye’ felsefesi
Kazak mutfağına girince İzmir’deki boyoz-cu sabahları aklıma geliyor ama daha epik bir versiyon.
Beshbarmak: Beş parmakla yenilen hayat dersi
Beshbarmak, Kazak mutfağının yıldızı. Adı bile “beş parmak” demek çünkü gerçekten elle yeniyor.
İlk duyduğumda düşündüm:
— “Biz İzmir’de kumruyu bile peçeteyle yerken, adamlar resmen elleriyle gastronomi felsefesi yapıyor.”
Beshbarmak; et, soğan ve geniş hamur parçalarıyla yapılan, paylaşım kültürünün tam merkezinde duran bir yemek. Masaya oturuyorsun ve kimse “ben az alayım” demiyor. Orada bireysellik yok, kolektif doyum var.
İç sesim şunu söylüyor:
— “Bu yemek bana fazla ciddi… ben dün gece çiğ köfte dürümle bile tartıştım.”
Kımız: At sütüyle gelen cesaret testi
Kazakların neyi meşhur? sorusunun en çarpıcı cevaplarından biri de Kumis yani kımız.
İlk duyduğumda:
— “At sütü mü? Oha… bu içilir mi yoksa hayat dersi mi?”
Tadını anlatanlar genelde ikiye ayrılıyor:
Bir grup “ferahlatıcı” diyor, diğer grup ise direkt “alışana kadar zor”.
Ben İzmirli refleksiyle şöyle düşündüm:
— “Bunu içsem midem bana dava açar.”
Ama kültürel olarak kımız, sadece içecek değil; sağlık, dayanıklılık ve gelenek demek.
Kazak kültüründe at: Sadece hayvan değil, karakter meselesi
Horse Kazak kültürünün merkezinde duruyor. Bu sadece “binilen hayvan” değil, neredeyse bir yaşam ortağı.
Bozkırda büyüyen bir çocuk için at, bisiklet gibi değil; uzuv gibi.
Ben İzmir’de bisiklete binmeyi öğrenirken düşüp dizimi kanattığımı hatırlıyorum. Kazak çocukları muhtemelen o sırada:
— “Bugün 30 kilometreye rüzgârla yarış yaptık.”
İç ses:
— “Ben Karşıyaka sahilinde 3 tur atınca nefes nefese kalıyorum.”
At kültürü o kadar güçlü ki spor, ulaşım ve sosyal hayatın üçü birden.
Kazakların neyi meşhur? denince akla gelen geleneksel yaşam
Kazak kültürü göçebe geçmişten gelen bir düzen üzerine kurulu. Yurt adı verilen çadır benzeri yapılar hâlâ kültürel simge.
Yani düşün:
İzmir’de ev kiralarıyla boğuşurken, Kazaklar “biz ev taşıma derdini minimuma indirdik” demiş gibi.
Yurt kültürü: Minimalizmin atası
Yurtlar, taşınabilir evler. Ama öyle IKEA minimalizmi değil; gerçek hayat minimalizmi.
İç sesim:
— “Ben odamı toparlayamıyorum, adamlar ev paketliyor.”
Kazak müzikleri, dansları ve bozkırın ritmi
Kazak müziği deyince aklıma ilk gelen şey rüzgâr sesiyle karışan kopuz tınıları.
Dombra, Kazak müziğinin kalbi. İki telli ama etkisi sanki bir orkestraymış gibi.
Bir video izlerken şunu dedim:
— “Bu nasıl iki telden çıkan duygudur?”
İzmir’de gitar çalmaya çalışan ben ile Kazak dombra ustası arasında yaklaşık 300 yıllık bir sabır farkı var.
Kazak sporları: Güreşten ata binmeye uzanan güç gösterisi
Kazakların neyi meşhur? sorusunun bir diğer cevabı da geleneksel güreş ve at sporları.
Bozkırda büyüyen bir kültür, doğal olarak fiziksel güçle iç içe.
İç ses:
— “Ben market poşeti taşırken bile strateji yapıyorum, adamlar at üstünde ok atıyor.”
Modern Kazakistan: Gökyüzüne uzanan şehirler
Astana ve Almaty, modern Kazakistan’ın iki önemli yüzü.
Astana daha futuristik, Almaty ise daha yeşil ve yaşam dolu.
Astana için bir video izlerken düşündüm:
— “Bu şehir mi yoksa sci-fi film seti mi?”
Almaty ise daha sıcak, daha insan odaklı.
İzmir’le kıyaslayınca şunu fark ettim:
Bizde deniz var, onlarda bozkır. Ama ikisi de insanı biraz düşündürüyor.
Kazakların neyi meşhur? sorusunun sosyal tarafı: Misafirperverlik
Kazak kültüründe misafirperverlik ciddi bir konu. Misafir gelince “bir çay içelim” yok, direkt masa kurulur.
Ben İzmir’de arkadaş gelince:
— “Abi dolapta ne varsa yeriz.”
Kazaklarda:
— “Dolap değil, masa kurulur.”
Bu fark biraz kültürel ama aynı zamanda hayat felsefesi.
Günlük hayattan bir sahne: İzmirli genç ve Kazak kültürü karşılaşması
Bir gün hayal ettim:
Ben Kazakistan’da bir köydeyim. Bana “at sürmek ister misin?” dediler.
Ben:
— “Bisiklet gibi mi?”
Onlar:
— “Hayır.”
İç ses:
— “Bu ‘hayır’ çok kesin bir hayır.”
Atın üstüne bindiğim anda hayatım 4K çözünürlükten 144p’ye düştü gibi oldu.
Sonra düşmedim mi? Tabii ki düştüm.
Ama oradaki herkes çok normal karşıladı.
— “Olur böyle şeyler.”
İzmir’de olsa:
— “İyi misin? Hastaneye gidelim mi?”
Kazakların neyi meşhur? sorusuna tek cümlelik cevap mümkün mü?
Aslında değil. Çünkü Kazak kültürü tek bir şeye indirgenemeyecek kadar geniş.
Ama yine de bir İzmirli refleksiyle toparlamam gerekirse:
Bozkır, at, et, misafirperverlik, müzik ve dayanıklılık.
Ama en önemlisi: yaşamla kurdukları sade ama güçlü bağ.
Son düşünce gibi duran ama aslında sadece iç sesin devamı
Bazen düşünüyorum da, dünya aslında farklı hızlarda yaşayan kültürlerden oluşuyor.
Ben İzmir’de trafik ışığında 30 saniye bekleyince sabırsızlanıyorum, bozkır insanı kilometreleri sabırla ölçüyor.
İç ses:
— “Belki de hız değil, derinlik önemli.”
Sonra kendime gülüyorum:
— “Tamam felsefe yaptın, şimdi kalk tost ye.”
Ve işte böyle, “Kazakların neyi meşhur?” sorusu bir anda sadece bir bilgi değil, küçük bir zihinsel yolculuğa dönüşüyor.