Bir Kış Akşamı Kayseri’de
İlginizi Çekebilecek İçerik: Klasisizm nedir tiyatro ?
Kayseri’nin kışı hep aynı hissettirir bana: sert, sessiz ve biraz da içe kapanık. Rüzgâr apartmanların arasından geçerken sanki geçmişte söylediklerimi geri getiriyor gibi olur. O akşam da öyleydi. Penceremin camına vuran soğuk, içimdeki dağınıklığı daha görünür kılıyordu.
Günlüğümü açtım. Kalem elimdeydi ama yazacak kelime bulamıyordum. 25 yaşındayım ve bu yaşta insanın hâlâ ne olmak istediğini tam bilememesi garip bir boşluk yaratıyor. Dışarıdan bakınca her şey yolunda gibi duruyor ama içimde sürekli bir eksiklik var. Sanki bir şeyleri kaçırıyorum, sanki hayat benimle aynı hızda akmıyor.
O gün özellikle hayal kırıklığı içindeydim. Küçük bir şeydi aslında ama büyütmüştüm: Üniversiteden eski bir arkadaşımın başarı haberi. Onun ilerleyişi beni mutlu etmesi gerekirken, içimde tuhaf bir kırılma yarattı. Kendimi kıyaslamaktan nefret ediyordum ama yine de yapıyordum. Ve bu, beni daha da yoruyordu.
Tam o sırada zihnimde bir ders sesi yankılandı. Geçen hafta edebiyat dersinde konuşulan bir kavram: Klasisizm nedir?
Klasisizm Nedir? Sınıfta Başlayan Bir Soru
O ders günü hâlâ aklımda. Sınıf biraz soğuktu, pencereler buğulanmıştı. Hocamız tahtaya büyük harflerle “Klasisizm” yazdığında, herkes kısa bir sessizliğe gömülmüştü.
“Düzen,” demişti. “Akıl, ölçü, denge…”
Sonra bir süre durup bize bakmıştı. Sanki sadece bilgi anlatmıyor, bir yaşam biçimi tarif ediyordu.
Klasisizm nedir diye düşündüğümde, ilk aklıma gelen şey kurallar olmuştu. Sanatta, edebiyatta ve düşüncede aşırılıktan uzak durmak. Antik Yunan ve Roma’nın estetik anlayışına dönüş. Duygudan çok aklı öne koyan bir yaklaşım. Her şeyin yerli yerinde olması gerektiğine inanan bir dünya.
Ama o an sınıfta beni asıl etkileyen şey bilgi değil, o düzen fikrinin bende uyandırdığı eksiklik hissiydi. Çünkü benim iç dünyam hiç düzenli değildi.
İçimdeki Dağınıklık
Kayseri’deki odamda otururken bunu daha net hissediyorum. Masamda yarım kalmış defterler, okunmamış kitaplar, ertelenmiş planlar var. Hayatım da onlar gibi yarım.
Klasisizm bana hep uzak bir dünya gibi gelmişti. Sanki benim içimdeki dağınıklık o dünyanın kapısından bile geçemezdi. Ama yine de merak ediyordum. Çünkü düzen fikri, aynı zamanda bir huzur vaadi gibiydi.
O akşam defterime şunu yazmışım:
“İnsan kendi içindeki karmaşayı düzenleyemeyince, dış dünyada düzen arıyor.”
O cümleyi yazarken elim titremedi ama içim biraz sıkıştı. Çünkü doğruydu.
Bir Kitapçıda Başlayan Değişim
Ertesi gün, Kayseri’deki küçük bir sahaf dükkânına girdim. Soğuktan kaçmak için değil, biraz da düşüncelerimden uzaklaşmak için.
Dükkanın içinde eski kitap kokusu vardı. Raflar birbirine yakın, ışık biraz loştu. O ortam bana garip bir şekilde güven veriyordu.
Elime rastgele bir kitap aldım. İçinde klasik edebiyat üzerine notlar vardı. Sayfaları karıştırırken yine aynı kavramla karşılaştım: Klasisizm nedir?
Bu kez daha dikkatli okudum.
Akla dayalı bir sanat anlayışı… Duyguların kontrol altında tutulması… Evrensel doğrulara ulaşma çabası…
Ama sonra bir cümle dikkatimi çekti: “Klasisizm, insanın kendini aşırılıklardan koruma çabasıdır.”
Bu cümle beni durdurdu.
Çünkü ben aşırılıklarla yaşıyordum. Fazla düşünmek, fazla hissetmek, fazla takılmak… Hepsi içimdeydi. Ve bu “fazlalıklar” beni yoruyordu.
O an küçük bir umut hissettim. Belki de düzen, sıkıcılık değildi. Belki de bir tür iç huzurdu.
Racine ve Sessiz Duygular
Kitapta Racine’den bahsediyordu. Onun oyunlarında duygular vardı ama taşkın değildi. Ölçülüydü, kontrollüydü. Aşk bile bir düzenin içindeydi.
Bu bana garip geldi. Çünkü ben aşkı hep kaotik düşünürdüm. Kalp çarpıntısı, kontrolsüz düşünceler, uykusuz geceler…
Ama Klasisizm bana başka bir ihtimal gösteriyordu: Duygular var olabilir ama insan onları yönetebilirdi.
Bu fikir içimde bir çatışma yarattı. Bir yanım “böyle olmalı” diyordu, diğer yanım “ben böyle değilim” diyordu.
O gün kitapçıdan çıkarken hava daha soğuktu ama içimde garip bir sıcaklık vardı.
Gece ve Kendimle Konuşmam
O gece uyuyamadım.
Yatağımda dönerken zihnim sürekli aynı soruya takılıyordu: Ben neden bu kadar dağınığım?
Pencereyi açtım. Kayseri’nin gece sessizliği içeri doldu. Uzaktan geçen bir arabanın sesi bile sanki başka bir dünyaya aitti.
Günlüğümü tekrar açtım.
“Belki de sorun dağınık olmam değil,” diye yazdım, “belki de düzeni hiç öğrenmemiş olmam.”
Klasisizm nedir sorusu artık sadece bir ders konusu değildi. Bir yaşam ihtimaliydi benim için. Kendimi yeniden kurma fikriydi.
Ama bu kolay değildi. Çünkü içimde yıllardır biriken duyguları susturmak mümkün değildi.
Hayal Kırıklığı ve Kabul
O sıralar en büyük hayal kırıklığım kendimeydi. Başkalarıyla değil, kendimle yarışıyordum ve sürekli geride kalıyordum.
Ama Klasisizm’i anlamaya çalıştıkça şunu fark ettim: Belki de mesele duyguları yok etmek değil, onları şekillendirmekti.
Bu düşünce beni biraz rahatlattı. Çünkü ben duygularımdan vazgeçmek istemiyordum. Sadece onların beni savurmasını istemiyordum.
Şehirle Kurduğum Yeni Bağ
Kayseri sokaklarında yürürken artık her şeyi daha farklı görmeye başladım. Taş binalar, geniş caddeler, düzenli yapı… Daha önce bana soğuk gelen şeyler, şimdi farklı bir anlam kazanmaya başladı.
Sanki şehir bile bir tür Klasisizm taşıyordu. Abartısız, dengeli, ölçülü.
Ama içimdeki dünya hâlâ aynıydı. Karmaşık, hızlı, bazen kırılgan.
İşte o ikilik beni en çok düşündüren şeydi.
İç Düzen Arayışı
Kendi içimde bir düzen kurmaya çalıştım. Küçük şeylerle başladım: sabah erken kalkmak, düşüncelerimi yazmak, gereksiz kıyaslamalardan uzak durmak.
Ama kolay olmadı. Çünkü alışkanlıklar sadece davranış değil, aynı zamanda duyguydu.
Bir gün defterime şunu yazdım:
“Düzen, duygusuzluk değil. Sadece duygunun yönünü değiştirmek.”
O an Klasisizm nedir sorusu benim için daha netleşti. Bu sadece bir sanat akımı değil, insanın kendine koyduğu sınırlarla daha güçlü olma çabasıydı.
Kırılma Anı
Bir gün yine sahaf dükkânına gittim. Aynı kitapları karıştırdım. Ama bu kez farklı bir şey hissettim.
Artık Klasisizm bana uzak gelmiyordu. Hatta biraz tanıdık geliyordu. Çünkü ben de kendi içimde bir denge kurmaya çalışıyordum.
O an fark ettim ki, değişim büyük bir olayla olmuyordu. Küçük düşüncelerle, sessiz fark edişlerle oluyordu.
İçimdeki hayal kırıklığı tamamen gitmemişti ama yanında bir şey daha vardı: umut.
Kendime Dönüş
O gece günlüğüme uzun uzun yazdım. İlk kez kendimi açıklamak zorunda hissetmeden yazdım.
“Ben dağınığım ama bu dağınıklık beni tanımlamıyor,” dedim.
Klasisizm bana bir cevap vermemişti. Ama bana bir bakış açısı kazandırmıştı. Duygularımı bastırmak yerine onları anlamaya başlamıştım.
Bu içeriğimizin sonuna geldik. Ruy olarak “Klasisizm nedir” hakkındaki sorularınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.
Son Değil, Devam Eden Bir İç Ses
Şimdi Kayseri’de yine bir kış akşamındayım. Aynı rüzgâr, aynı sessizlik.
Ama ben aynı değilim.
Klasisizm nedir sorusu hâlâ zihnimde bir yerde duruyor ama artık bir ders sorusu gibi değil. Bir yaşamın içinde saklı bir denge arayışı gibi.
İçimde hâlâ karmaşa var. Ama artık o karmaşanın içinde küçük bir düzen ihtimali de görüyorum.
Ve belki de en önemlisi, kendime karşı daha dürüstüm.
Günlüğü kapatmadan önce son bir cümle yazıyorum:
“İnsan bazen kendini anlamak için önce başkalarının düzenini öğrenir.”