Bir akşam Kayseri’de okey masası
Kayseri’de akşamlar bazen çok sessiz olur. Hele kışa yakın zamanlarda, camın dışındaki soğuk insanın içine işler. O gün de öyle bir gündü. Sokaktan gelen ayak sesleri bile sanki yumuşak düşüyordu yere. Evde oturmuş, defterimi karıştırıyordum. Günlük tutmak bana hep iyi gelirdi ama bazı günler kelimeler bile içimde sıkışıp kalırdı.
O akşam telefon çaldı. Arkadaşlardan biri “gel, okey var” dediğinde içimde garip bir hareketlenme oldu. Ne büyük bir sevinçti ne de sıradan bir davet… daha çok, içimdeki boşluğu doldurabilecek bir şeyin çağrısı gibi.
Okey masası bizim için sadece bir oyun değildi. Bazen konuşamadıklarımızın konuşulduğu, bazen de susarak anlaşabildiğimiz bir yerdi. O gece de öyle olacağını bilmiyordum ama hissediyordum: içimde bir şey değişecek.
Okey taşlarının sadece okey olmadığını fark ettiğim an
Masaya oturduğumda taşların sesi bile tanıdıktı. O sert ama bir o kadar da düzenli tıkırtı… sanki her biri kendi hikayesini getiriyordu. Ama o gece, ilk kez o taşlara farklı baktım.
Normalde hep okey oynardık. Dört kişi, klasik düzen, rekabet, biraz şans, biraz hesap. Ama o gün arkadaşlardan biri “sadece okey değil, başka oyunlar da oynayabiliriz aslında” dediğinde hepimiz kısa bir sessizliğe gömüldük.
O an aklımdan geçen şey şuydu: “Okey taşları ile hangi oyunlar oynanabilir?”
Bu soru basit görünüyordu ama içimde bir kapıyı açtı. Çünkü o taşlar sadece kazanmak ve kaybetmek için değil, düşünmek, hatırlamak, hatta hissetmek için de kullanılabilirdi.
Ben o sırada fark ettim; hayat gibi… elimizde aynı parçalar var ama onları nasıl kullandığımız tamamen bize bağlı.
Okey taşları ile hangi oyunlar oynanabilir?
O gece masanın etrafında sadece oyun konuşmadık. Hayatın kendisini konuşur gibi olduk. Taşları dizdikçe, dağıttıkça, yeniden topladıkça sanki içimizdeki karmaşa da şekil değiştirdi.
Okey taşları ile oynanabilecek oyunların sadece klasik okeyle sınırlı olmadığını o gece öğrendim. Hatta bazıları beni çocukluğuma, bazıları ise hiç yaşamadığım duygulara götürdü.
Klasik okey ve türevleri
İlk oyun zaten hepimizin bildiği klasik okeydi. Ama o bile o gece farklıydı. Çünkü herkes daha dikkatliydi. Sanki sadece kazanmak değil, birbirini anlamak da önemliydi.
Klasik okeyde renk dizileri, sayılar, strateji… hepsi bir düzen kurma çabasıydı. Ama benim içimde başka bir şey vardı: sanki taşları dizerken kendi dağınıklığımı da toparlıyordum.
Sonra biri dedi ki: “Bunu Rummikub gibi oynayalım.”
Renk dizileri, seri kurma oyunu (Rummikub benzeri)
Sitemizden Önerilen: Kadın hakları ilk hangi ülkede çıktı ?
Taşları masaya açık dizmeye başladık. Aynı renkleri sıraya koymak, farklı renkleri aynı sayıda birleştirmek… başta basit geldi ama zaman geçtikçe zihnimi garip bir şekilde yormaya başladı.
Bu oyun bana şunu hissettirdi: hayat da böyleydi aslında. Elinde olanları doğru sıraya koyarsan bir düzen çıkıyordu. Ama bazen elindeki taşlar hiçbir yere uymuyordu ve işte o zaman insan biraz kayboluyordu.
Ben o gece birkaç hamlede hata yaptım. Taşları yanlış dizdim, bozmak zorunda kaldım. İçim sıkıldı. Çünkü aslında o an sadece oyunu değil, kendi sabrımı da test ediyordum.
Ve fark ettim: kaybetmek bile öğreticiydi.
Hafıza ve eşleştirme oyunları
Bir süre sonra biri farklı bir şey önerdi: taşları karıştırıp kapalı şekilde hafıza oyunu yapmak.
İki aynı taşı bulmaya çalışıyorduk. Basit gibi görünüyordu ama zihnim kısa sürede yoruldu. Çünkü aslında sadece taşları değil, birbirimizi de hatırlıyorduk.
“Şu taş neredeydi?” diye düşünürken, aklıma birden geçmiş konuşmalar geliyordu. Kim ne demişti, kim ne zaman gülmüştü…
O an fark ettim ki, hafıza sadece zihinde değil, duygularda da saklanıyordu.
Bir taşın eşini bulduğumda içimde küçük bir sevinç patlaması oluyordu. Ama bulamadığımda, içime hafif bir hayal kırıklığı çöküyordu. Sanki hayat da böyleydi: bazı eşleşmeler oluyor, bazıları hiçbir zaman tamamlanmıyordu.
Hikâye kurma oyunu
Gece ilerledikçe oyunlar daha da garipleşti. Bir arkadaş “her taş bir kelime olsun, hikâye anlatalım” dedi.
İlk başta güldük. Ama sonra gerçekten denedik.
Bir taş bir karakter oldu. Bir taş bir olay. Bir taş bir duygu.
Benim elimde çıkan taşlar bana bir hikâye yazdırdı. İçinde yarım kalmış bir sevgi vardı. Bir şehir değişimi. Bir vedanın ağırlığı.
Konuşurken fark ettim ki sesim titriyordu. Çünkü anlattığım şey aslında benim içimde taşıdığım ama kimseye söylemediğim bir histi.
Okey taşları ile oynanan bu oyun, bir anda içimi açmıştı.
Ve o an düşündüm: “Demek ki taşlar sadece oyun değilmiş… insanın içini de açabiliyormuş.”
Hız ve refleks oyunları
Sonra daha eğlenceli bir şeye geçtik. Taşları hızlıca dizip belirli kombinasyonları ilk kuran kazanıyordu.
Oyun hızlandıkça kalbim de hızlandı. Ellerim acele ediyordu, zihnim yetişemiyordu.
Bir ara kaybettim. Hem de çok net bir şekilde. O an içimde kısa bir sinir, ardından garip bir gülümseme oluştu.
Çünkü aslında mesele kazanmak değildi artık. O hızın içinde kaybolmak bile keyifliydi.
Hayat gibi… bazen yetişemiyorsun ama yine de devam ediyorsun.
Gece ilerlerken duygular
Saatler ilerledikçe odanın ışığı bile farklı görünmeye başladı. Masanın üzerindeki taşlar artık sadece plastik değildi; sanki her biri bir anı taşıyordu.
Ben defterime o gece hiçbir şey yazmamıştım ama içimde bir günlük dolmuştu.
Hayal kırıklığım vardı, çünkü bazı oyunlarda kötü oynamıştım. Ama aynı zamanda garip bir umut da vardı. Çünkü okey taşları ile oynanan bu küçük oyunlar bana şunu göstermişti: insan aynı şeyle bile bambaşka dünyalar kurabilirdi.
Bir ara camdan dışarı baktım. Kayseri’nin soğuk gecesi hâlâ oradaydı ama içim biraz daha sıcaktı.
Arkadaşlarım gülüyordu. Masadaki taşlar yeniden karıştırılıyordu. Ve ben o an şunu düşündüm: belki de hayatın kendisi bir oyun değildi, ama oyunun içinde saklıydı.
O gece eve döndüğümde defterimi açtım. Yazmaya başladım ama cümleler uzun değildi. Çünkü hisler daha ağırdı.
Okey taşları ile oynanan her oyunun bana öğrettiği şey farklıydı. Biri sabrı, biri hatırlamayı, biri kaybetmeyi, biri de yeniden başlamayı.
Ve en çok da şunu öğrendim: insan, elindeki taşlarla ne yaptığından çok, o taşlara nasıl baktığıyla değişiyordu.
“Okey taşları ile hangi oyunlar oynanabilir” konusunu beğendiyseniz Ruy sayfamızdaki diğer makalelerimize de göz atmanızı öneririz.